6/11/2008 · Kategori: Arkeoloji
Ödevin Özeti
ARKEOMETRİ’NİN TANIMI VE TARİHÇESİ
Arkeometri, arkeolojide çeşitli fen ve doğa bilim dallarının matematiksel ölçüm ve analiz yöntemlerinin uygulanması ve kullanılması olarak tanımlanabilir. Bu bilim alanında günümüzde yapılan arkeolojik araştırmaların kültür tarihi açısından, elden geldiğince eksiksiz olarak değerlendirilebilmeleri için, fen ve doğa bilimlerinin çeşitli dallarından birlikte yararlanılır.
Aslında arkeometrinin başlangıcının 19.yy’ın başlarına kadar geriye gittiği söylenebilir. 1800’de ilk kez M.H. KLAPROTH (1743-1817) Berlin Bilim Akademisinde sikkeler, camlar ve Ortaçağ heykelleri üzerinde gerçekleştirdiği bazı kimyasal analizlerin sonuçları hakkında bir bildiri verir. (J.Riederer 1982) 19.yy’ın sonlarına doğru ve yüzyılımız başlarında gerek Avrupa’da Üst Paleolitik Devir mağara duvar resimlerinin bulunuşu, Önasya’da, Anadolu’da başlayan ve yoğunluk kazanan arkeolojik kazılarda ele geçen çeşitli buluntular, metal, keramik, cam, duvar resimlerinin boyaları gibi organik malzemeden yapılan araç ve gerecin kimyasal analizleri büyük ölçüde artmaya başlar. Troya kazıları, Ur Kral Mezarları’nın keşfi, Mısır’da özellikle Flinders Petrie’nin Negade kültürüne ait buluntuları, bu analizlerin daha yoğun bir biçimde yapılmasını sağlar. Böylece Kalaproth’un analizlerini, F. Rathgen, C.H Besch, J.R Partington, H.H Coghlan ve daha birçoklarının araştırmaları izler ve bunlar gitgide daha büyük bir ilgi ile karşılanır.
1878’de Baron De Geer İsveç’de göl ve bataklık tortul kültelerindeki yıllık ömürlü bitki kalıntılarını inceleyerek, bunların içinde bulunduğu balçık katmanlarının sayımına dayanan, “Varv analizleri” olarak adlandırılan bir mutlak tarihlendirme yöntemi geliştirir. Böylece günümüzden yaklaşık 9 bin yıl öncesine kadar giden mutlak bir yaş tayini yapma imkanı doğar. 1920’lerde Yugoslav matematikçi ve astronomlarından Milutin Milankovitz ise, güneş sistemindeki lekelerin dünyada iklim değişmelerine neden olduğu varsayımından hareket eder; bu değişimlerin matematiksel olarak hesaplanması Buzul Çağlarının 600.000 yıl kadar geriye tarihlendirilebileceğini ortaya koyar.
1901’de bulunan, fakat arkeoloji alanında 1929’da ilk olarak uygulanan bir diğer yöntem ise “dendrokronoloji”dir. Uzun ömürlü ağaçların yatay kesitlerindeki halkların oluşumları ve bunların sayılmaları ile, ağacın kesildiği zamandaki yaşının mutlak olarak bulunabileceği anlaşılır.
Buzul Devirlerinde yaşamış olan hayvanların türlerinin tesbiti, hem iklimsel, hem de paleocoğrafya açısından, yaş tayinleri için kullanılmaya başlar. Gene 1916’da İsveç’li botanikçi Lonnar von Post’un ilk olarak geliştirdiği “polinoloji” (çiçek tozlarının analizleri) yöntemi, gerek Buzul Çağlarının gerekse Postpleistosendeki bitki örtüsü, iklim değişmeleri ve tarihlendirme için kullanılır.
2.Dünya Savaşına kadar arkeolojik buluntuların değerlendirilmesi için, gere..
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : ARKEOMETRİ arkeometrı ödevler ödev odev ödev sitesi odev sitesi ödev siteleri bedava ödev tez dönem ödevi öss fizik mate
6/11/2008 · Kategori: Arkeoloji
Ödevin Özeti
M.Ö. 12000 – 1190 arasında Anadolu’daki Hitit kültürü yok olmuştur. Buna karşılık M.Ö. 2000 ikinci yarısı boyunca Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Suriye’de Hitit uygarlığı devam etmiştir. Kuzeyden Hitit’ler , Güneyden de Aramiler bu bölgeye gelmişlerdir. Hitit ve Arami özellikleri karışarak mimarlık ve sanat alanında kısa süreli bir kültür oluşmuştur. “ Geç Hitit Sanatı” adı verilen bu kültürün örneklerine Zincirli’de ve Maraş’ta rastlanmıştır.
Geç Hitit sanatına ait ilk stel Zincirli’de ortaya çıkmıştır. Bu stel Berlin Müzesinde bulunmaktadır. Arami öğelerinin varlığı bu stelin M.Ö. 9yy’ın ikinci yarısında yontulduğunu göstermektedir. Luvi adı taşıyan Kral Kilamuva, iç kale girişinde kabartmasıyla Sam’al’daki Luvi ve Aramileri uzlaştırdığını kente barış ve zenginlik getirdiğini açıklamaktadır. Kilamuva’nın başında ucu sivri bir çıkıntıyla biten takke biçimli bir başlık vardır. Saç ve sakal biçimi ise Asur modellerine yaklaşmaktadır; Geleneksel Hitit sanatındaki Figürler gibi bıyıksızdır. Burnu, sami topluluklarındaki gibi kavislidir. Elinde hükümdarlığın simgesi olan Lotus goncasını tutmaktadır. Kilamuva’nın bozalt steli, hükümdarı oğluyla birlikte göstermektedir. Her iki figür de, ön ucu yukarı kıvrık ince bağcıklarla tutturulmuş sandallarla betimlenmiştir.
Zincirli’de ayrıca bir stel daha bulunmuştur. İç kale’deki Hilani- I’in yakınlarında “ Prenses Kabartması” olarak anılan mezar steli bulunmuştur. 1,5 metre yüksekliğindeki dikdörtgen stelin alt kısmında bir kaideye oturtulmasını sağlan bir kamu bırakılmıştır. Anadolu ve Mezopotamya’da rastlanmazi Aramilere özgüdür. Kabartmada, yüksek ve çok yalın biçimli bir koltukta oturan kadın figürü betimlenmiştir. Kompozisyonda kanatlı güneş kursu ( Hitit öğesi) ve sol elinde tuttuğu lotus gocası, yapıtın bir kraliçe yada prensese ait olduğunu göstermektedir. Başında Aramilerin giydiği diademli ( ince bant biçimindeki taç) bir ti ara taşımaktadır. Ayr...
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : HİTİT STELLERİ hıtıt ödevler ödev odev ödev sitesi odev sitesi ödev siteleri bedava ödev tez dönem ödevi öss fizik matem
6/11/2008 · Kategori: Arkeoloji
Ödevin Özeti
TÜRK EVİNİN TARİHİ GELİŞİMİ I. BÖLÜM TÜRK EVİNİN TARİHİ GELİŞİMİ , TANIMA VE YAYILMA ALANLARI Son arkeolojik araştırmalar Orta Asya kültürlerinin M.Ö. 4000 yıllarına kadar uzandığını ortaya koymaktadır. Türklere ait ilk bilgilerin ise M.Ö. 3000 yıllarına ait olduğu antropolojik bulgularla kesinlik kazanmıştır. Bu tarihten itibaren Asya’nın Çungarya bölgesinde tarih sahnesine atılan Türkler Tanrı Dağları ile Altay Dağları arasındaki steplerden çıkarak Asya, Afrika ve Avrupa’nın üçte birini ele geçirmişler, dünya siyasi tarihini yönlendiren büyük devlet ve imparatorluklar kurarak günümüze kadar varlıklarını sürdürmüşlerdir. Tarihi serüvenine kısaca değinilen ve Anadolu’ya gelinceye kadar ciddi bir kentleşme olgusuna sahip olmayan Türklerin ilk sağlıklı yerleşim yerleri Anadolu da kurulmuştur. Daha sonra da Doğu Avrupa ve Balkanların ele geçirilmesiyle Bulgaristan, Yugoslavya ve Yunanistan da benimsenmiş ve kökleşmiştir. İşte bu araştırmada söze edilecek olan TÜRK EVİ Osmanlı İmparatorluğu’nun kapladığı sınırlar içinde Anadolu ve Rumeli de yerleşmiş, gelişmiş ve 600 yıl tutunmuş, kendi özellikleri ile egemen olmuş bir ev tipidir. 2. BÖLÜM 2.1 TÜRK EVİNDE PLAN TİPLERİ Türk Evi esasta bir katlıdır. Değişik faktörlerle kat adedi birden fazla olsa bile esas kat daima tektir. Bu esas kat, birkaç katlı evlerde mutlaka en yukarıdaki kattır. Kırsal kesimde, bahçe içinde ve serbest yerleşim alanlarında tek katlı, şehir içinde, dar ve sıkışık alanlarda ise iki ve üç katlıdır. Yaşama katı, hava, güneş ve manzaradan yararlanması için son katta düzenlenmekte, zemin kat ise daha çok giriş avlusu ( Hayat ) , iş evi ( Bağdamı ) , kiler ( Mahzen ), ambar, samanlık, ahır olarak değerlendirilmektedir. Bir çok evlerde zemin kat ile esas kat arasında bir ara kat vardır ki kat merdiveninin ara sahanlığından ulaşılan bu oda bir asma kat şeklinde olup tüm bina alanını kaplamaz. Kat yüksekliği minimum ölçülerdedir. Isı yalıtımı bakımından yeterli düzey sağlandığından kışlık oda olarak kullanılır. Geleneksel Türk evinde çeşitli plan tipleri uygulanmıştır. İklim koşulları, yöresel alışkanlık ve gelenekler, ekonomik koşullar ve yöresel mimarinin etkilediği bu tipler şu kategorilerde toplanabilir: Sofasız Plan Tipleri Dış Sofalı Plan Tipleri İç Sofalı Plan Tipleri Orta Sofalı Plan Tipleri 2.1.1 Sofasız Plan Tipleri: Türk Evinin en ilkel durumudur. Odaların birbirleri ile ilişkileri yoktur. Her odaya dışarıdan girilir. Bu türler genellikle bahçe kapısı ve bahçe duvarları ile korunan iç avlulu, ön bahçeli veya yan bahçeli evler için söz konusudur. Anadolu’nun orta, güney ve doğu bölgelerinde uygulanmıştır. Bu tipin ekonomik koşullarla da ilgili olduğu söylenebilir. Örneğin İstanbul’da bu tipe rastlanmamıştır. Sofasız plan tipinin iki katlı olanları da vardır. Üst kata avludan bir merdivenle çıkılmaktadır. 2.1.2 Dış Sofalı Plan Tipleri: Türk evinin.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : TÜRK EVİNİN TARİHİ GELİŞİMİ turk gelisimi ödevler ödev odev ödev sitesi odev sitesi ödev siteleri bedava ödev tez dönem
6/11/2008 · Kategori: Arkeoloji
Ödevin Özeti
. ZEYNELBEY TÜRBESİ
Yapılan kazılardan M.Ö. 9. yüzyıla hatta daha eskilere dayandığı düşünülen tarihinde Asur ve Urartu dönemlerine kadar inilebilmiştir. M.S. 5. yüzyılda Süryani Piskoposluğu merkezi olduğu anlaşılan Hasankeyfte Ortaçağ dönemlerinde yapılan bir çok kilise olduğu, Süryanilere ait kaya mezarları bulunduğu, Roma mezarlarına rastlandığı yapılan kazılar sonucunda anlaşılmış olup Hıristiyanlık tarihi açısından da önemli bir değere sahip olduğu saptanmıştır. Bizanslılar ile Sasaniler arasında sık sık el değiştiren bölge M.S. 4. yüzyılda Bizanslıların inşa ettikleri kale sayesinde bir daha Sasanilere verilmemiştir. Miladi 639 yılında Hz. Ömer döneminde Hasankeyf Müslümanlarca fethedilmiştir. Emeviler ve Abbasilerin ardından bölgeyi Hamdaniler, Mervaniler, Artuklular, Eyyubiler, Moğollar, Akkoyunlular ardından tekrar Eyyubiler ele geçirerek Osmanlı topraklarına katmıştır. Moğollar döneminde yerle bir edilen Hasankeyfte günümüzde de bulunan Büyük Saray Artuklular döneminden kalmıştır. Eyyubiler döneminde ise Küçük Saray, Rızk Camii, Sultan Süleyman Camii, Koç Camii, kaledeki Ulu Cami, Kale Kapısı yapılmıştır. Zeynel Bey Türbesi ise Akkoyunlular döneminden günümüze kalmıştır.
Zeynel Bey Türbesi, hamamın batısındaki tarlada yer almaktadır. Kapısındaki kitabesinden Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın oğlu Zeynel Bey ile Pir Hasan diye bir ustanın adı okunmaktadır. Kesme taşla yapılan silindirik gövdesi sırlı ve sırsız tuğla mozaiklerle kaplanmıştır. Dış yüzeyindeki çini ve sırlı tuğla bezemeler ve içteki alçı kaplamalar, Orta Asya’da Özbekistan’dan Azerbaycana kadar, 14.yüzyıl ortalarından itibaren egemen olan klasik mimari bezeme stilinin Anadolu’daki tek örneğidir.
Dicle Nehrinin güney sahilinde bulunuyor Hasankeyf. Yüzlerce yıl, Romalıların, Urartuların, Asurların, Abbasîlerin, Hamdanîlerin, Mervanîlerin, Eyyûbilerin, Selçukluların, Akkoyunluların ve Osmanlıların katkılarıyla tam bir tarihi eser zengini olmuş. Muhteşem köprüsü, Dicleyi yukarıdan izleyen kalesi, yine Dicleye bakan sarayı, Ulu Camii, kentin ortasındaki Sultan Süleyman Camii, kentin kuzeybatısındaki Cami Ar Rızk-ı, Koç Camii, Zeynel Türbesi, İmam Abdullah Türbesi ile bir açık hava müzesi vardır.
Zeynel Bey Türbesi: Kısa bin sure (1462-1483) Hasankeyf’te hakim olan Akkovunluların burada bıraktığı tek eserdir. Akkoyunlu Uzun Hasan’ın oğlu Zeynel Bey’in mezarı, türbede bulunmaktadır. Üzerindeki çini süsleme ve yazılar ile dikkatleri çekmektedir. Kendi türünün Türkiye’deki tek örneği olduğu bilinmektedir.
Bunların dışında tarihi kaynaklarda adi geçen, ama günüimüze ulaşmayan eserler de mevcuttur. Bunun yanısıra günümüze ulaşan ancak bilimsel özelliği olmayan eserler de vardır.
İlçemiz, sahip olduğu zengin tarihsel yapılar nedeniyle 1981 yılında bütünüyle SİT ALANI ilan edilerek koruma altına alınmıştır. GAP projesi k...
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : ZEYNELBEY TÜRBESİ turbe ödevler ödev odev ödev sitesi odev sitesi ödev siteleri bedava ödev tez dönem ödevi öss fizik ma
6/11/2008 · Kategori: Arkeoloji
Ödevin Özeti
Ağzıkara Han
LOCATION
This han is located 13 km to the northeast of Aksaray on the Nevşehir road (Rte. 300), in the village of Ağzikara.
OTHER NAMES
Hoca Mesud or Kiosk Cami Han
DATE
1231 for the covered section
1237 for the courtyard
Dated by two inscriptions
REIGN OF
Construction was started under the reign of Alaeddin Keykubad I for the hall and completed in the time of Sultan Giyaseddin Keyhüsrev II (1237-1246) for the courtyard.
PATRON
The first of its two inscriptions indicates that its construction was started in 1231 by a wealthy merchant named Hoca Mesud bin Abdullah and completed in 1239. The hall was built during the time of Alaeddin Keykubad I and the courtyard by his son Gıyaseddin Keyhüsrev II.
BUILDING TYPE
Covered open courtyard (COC)
Covered section smaller than courtyard
Covered section with a central aisle and 2 pairs of side aisles running perpendicular to the back wall
6 bays of vaults parallel to the back wall
DESCRIPTION
This han faces approximately west, and lies parallel to road.
With its great portals, free-standing kiosk mosque, towers, classical plan and other architectural features, this han is very reminiscent of the Sultan Hans. However, it differs from the traditional classical plan in that it has an unusual orientation (as in the Kesikköprü and Durağan Hans), with the covered hall to the left of the portal, not directly opposite it.
Exterior:
The portal is built on one side, and probably faced Aksaray. There are six outer corner towers and seven towers of the sides for a total of 13, giving the han the appearance of a fortified castle. This han was badly damaged during fighting between the Karaman forces and a Turkish lord named Memreş, and two of the towers were destroyed. They were rebuilt at the beginning of the 14th century by Kerimeddin Gazan Han.
This han received its name, the "Han of the dark mouth" probably because its main portal is so deep that it never admits...
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : TÜRKİYEDEKİ KERVANSARAYLAR - HİSTORY OF THE ANATOLİAN SELJUKS ödevler ödev odev ödev sitesi odev sitesi ödev siteleri be