12/11/2008 · Kategori: Biyografi
Ödevin Özeti
BİRİNCİ BÖLÜM
1. GİRİŞ
İnsanlar hayatı boyunca güneşten gelen kozmik ışınlar ile; ısı ve ışık enerjisinden kaynaklanan ve radyasyonlar ve toprakta ve havada bulunan doğal radyoaktif maddelerden yayımlanan radyasyonların etkisi altında kalırlar. Bu gurupta "iyonlaştırma etkisi" olan radyasyonlara kısaca doğal radyasyonlar diyoruz. Bunlara ilaveten. Bir de röntgen cihazlarının ürettiği X-ışınları ile I - 31 gibi yapay radyoaktif maddelerin günlük hayatımızda kullanılmalarıyla oluşan radyasyonlar vardır. Bunlara da yapay radyasyonlar diyoruz. İyonlaştırıcı radyasyonlar etkileştikleri maddenin atomlarını iyonlaştırırlar. Bunlar doğal ya da yapay olabilirler. Yapay iyonlaştırıcı radyasyonlara örnek olarak röntgen cihazı gibi cihazlarla üretilenler ile yapay radyoaktif maddeler tarafından yayımlananlar verilebilir.
İyonlaştırıcı radyasyon insanların daima ilgisini çekmiştir. Çünkü, meydana getirdikleri iyonizasyon yaşayan organizmalar üzerinde çok önemli hasarlar meydana getirdiği gibi, tıpta da hastalıkların tedavisinde çok sıklıkla kullanılmaktadırlar. Ayrıca endüstride tarımda ve ilmi araştırmalarda yaygın şekilde kullanılarak insanlığa hizmet vermektedirler.
Günümüzde "ekonomik yeterlik" bir ülke için bağısızlığın temel ilkelerinden biridir. Ekonomik yeterliğin sağlanması o ülkenin gereksinimini sağlayacak enerjiye sahip olmasına da bağlıdır. Günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan pek çok ülkede kurulmuş olan 442 adet nükleer santral, o ülkelerin enerji gereksinimlerini büyük ölçüde çözmüştür [6].
Nükleer santrallerle ilgili olarak üzerinde en çok konuşulan ve endişe duyulan konulardan birisi; muhtemel bir kaza neticesinde radyasyonun çevreye verebileceği büyük tahriptir. Oysa günümüzde kullanılan ileri teknoloji ile kulmuş santraller herhangi bir risk durumunda otomatik olarak devreye giren güvenlik sistemleri ile bu sorunu çözmüş durumdadırlar.
İKİNCİ BÖLÜM
2. RADYASYON HAKKINDA GENEL BİLGİLER
2.1. RADYASYON NEDİR?
Radyasyon, yani "ışınım",...
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : RADYASYONUN CANLI ORGANİZMALAR ödevler ödev odev ödev sitesi odev sitesi ödev siteleri bedava ödev tez dönem ödevi öss f
10/11/2008 · Kategori: Biyografi
Ödevin Özeti
Ahmet Altan 1950 yılında doğdu. Orta ve lise öğrenimini çeşitli okullarda dolaşarak tamamladıktan sonra Orta Doğu Teknik Üniversitesine devam etti, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesini bitirdi. Yirmi dört yaşında gazeteciliğe başladı. Gece muhabirliğinden, genel yayın müdürlüğüne kadar gazeteciliğin hemen hemen bütün kademelerinde çalıştı. 1987 yılında köşe yazarı oldu. 1990da genel yayın müdürüyken gazeteciliğe ara verdi. Çeşitli televizyon programları hazırladı.Birçok yazısından dolayı yargılandı ve 1995 yılında bir buçuk yıla mahkûm edildi. ESERLERİ: * Dört Mevsim Sonbahar (roman) 1982 yılında yayınlandı. * Sudaki İz (roman) 1985 yılında yayınlandı, toplatıldı ve müstehcenlikten yargılanarak mahkeme kararıyla toplatıldı. * Yalnızlığın Özel Tarihi (roman) 1991de basıldı. * Tehlikeli Masallar (roman) 1996 Ekiminde yayımlandı ve rekor sayılacak baskı sayısına ulaştı. * Karanlıkta Sabah Kuşları (deneme) Kasım 1997de yayınlandı. HAKKINDA YAZILANLAR Kriz günlerinde aşk! Handan AKDEMİR Aktüel 14 Mayıs 2001 AHMET ALTAN, İSYAN GÜNLERİNDE AŞKTA 31 MART VAKASI ORTAMINDA GELİŞEN AŞKLARI, KORKULARI, İSYANLARI VE O GÜNÜN TARİHİNİ ANLATIYOR.. ASKERLER İKTİDARA GELDİĞİ İÇİN İTTİHATÇILARLA BERABER KENDİLERİNE RAKİP OLARAK GÖRDÜKLERİ DİNDARLARI HEMEN YOBAZLIĞA VE GERİCİLİĞE İNDİRGEDİ. DİNİN BİR RAKİP OLARAK KENDİ KARŞILARINA ÇIKMASINI ENGELLEDİLER.. Ahmet Altan, Kılıç Yarası Gibiyle akmaya başlayan nehirin ikinci kitabında, İsyan Günlerinde Aşkta 31 Mart Vakası ortamında gelişen aşkları, korkuları, isyanları ölülerin öykülerinden kurgulanmış olarak anlatıyor. Kadınların gizemli, korkutucu sırları, aşkları ve sık sık yırtılıp yeniden yazılan bir tarih. * İktidar askerlikten daha heyecan verici olabilir mi? Romanınızda 31 Mart vakasını anlatırken Mustafa Kemal ve arkadaşları Asker askerlik yapmalı siyaset yapmamalı diyerek geliyor ama bir başka kahraman Asker iktidarın tadını bir kez aldı mı bırakamaz diyor. - Doğrusu ben subayların bu kitabı okumasını çok isterim. Burada değişik asker ve subay tipleri var. O dönemde askerliği çok seven subaylar da vardı, siyaseti çok seven subaylar da. Tabii aralarında da ciddi bir mücadele. Bugün bu mücadele çok eksik Türkiyede. Askerliği sadece askerlik için seven de vardır ama biz onları çok görmüyoruz. Daha çok siyaseti seven asker tipi toplumun önüne çıkıyor. İsmet İnönü Asker derhal siyaseti bırakıp kendi mesleğine dönmeli diye bildiri bile yayınlamıştı ama askerler dinlememişti. Bugün meselâ böyle bir tartışma yok. Askerliğe birçok açıdan bakılabileceğini görmek için subayların bu kitabı okumasını isterim gerçekten. Gerçek askerin subaylığı ve askerliği nasıl algıladığını görmek için. * Osmanlının birleştirici faktörü padişah mıydı? Doktor başka bir yere gitse de doktordur ama bir padişah başka bir yere gittiğinde padişah değildir diyorsunuz ama padişah gider gitmez askerler, İttihatçılar ve mollalar arasın...
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : AHMET ALTAN ödevler ödev odev ödev sitesi odev sitesi ödev siteleri bedava ödev tez dönem ödevi öss fizik matematik plan
10/11/2008 · Kategori: Biyografi
Ödevin Özeti
Ahmet Hakan Coşkun HAKKINDA YAZILANLAR Televizyondan iğreniyorum MURAT MENTEŞ Gerçek Hayat Sayı 24 Evet, sayın seyirciler! Türkiye’nin en canayakın haber programcısı Ahmet Hakan Coşkun’la derin mevzulara girdik ve Ahmet Hakan sarsıcı açıklamalarda bulundu. Gerilim-macera türünde röportajlardan hoşlananlar, bu sıkı muhabbeti kaçırmayın... Sizden bahsedelim, televizyon öncesi çağlarınızdan. Yozgatlıyım. Doğum yerim Yozgat, fakat babam müftü yani memur olduğu için, Anadolunun çeşitli şehirlerinde dolaştık. Ağrı, Amasya, Çanakkale, Balıkesir gibi illerde geçti çocukluğum. Lisedeyken, Mavera dergisine aboneydim. Kitaplara, özellikle edebiyata çok meraklıydım. Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde bir süre okudum. Sonra, İstanbula geldim bir süre de burada okudum. Üniversitedeyken hikayeler yazardım; birkaçı Yedi İklim dergisinde yayınlanmıştı. Hep İslamî çevreler içinde yer aldım. Edebiyatla uğraşanlar siyaseti küçümserler; ben de küçümserdim ama yine de siyasete ilgisiz kalmazdım. Böyle yani... Sonra? 1993-94 yıllarında muhabir olarak TGRTde çalışıyordum. Yankı isimli bir haber programı yapıyorduk. Kanal 7 diye bir televizyon kurulacağı söyleniyordu. Mustafa Çelikle temas kurdum ve kadroya dahil oldum. Bir süre muhabir olarak çalıştım. O sıra bir haber müdürü boşluğu doğdu ve Sen yapar mısın dediler bana. Geçici olarak razı oldum. Sonra bu iş üzerime kaldı. Anchorman’liğe nasıl geçtiniz? Biz haber metinlerini hazırlıyoruz ve spikere veriyoruz, o da çıkıp okuyor. Fakat bir türlü umduğumuz etkiyi uyandırmıyordu. Canlı yayın konukları alabilecek, canlı bağlantılar kurabilecek bir adam lazımdı bize. Aradık. Sonra bana Bulamadık, onu da sen yap dediler. Yapabilir miyim, yapamaz mıyım derken kendimi stüdyoda buldum. Zaruretten, şartlar gereği başladım bu işe yani. İlk dönemlerde prompter cihazımız bile yoktu. Ben haberleri ezberleyerek ya da irticalen sunuyordum. Çok teklediğim oluyordu... Medyada o dönemde desenformasyon, manipülasyon artmıştı ve o haberlere bir karşılık verilmeliydi. Haberleri saat 21.00da sunuyorduk. Bütün haberler bittikten sonra bambaşka, farklı bir ses olmalıydı. Oldu da. Sağcı, solcu, İslamcı... ayırmadan herkesle konuşuyor, her türlü konuya cesaretle giriyorduk; büyük bir ilgi uyandırdı ve bu böylece sürüp gitti... ‘Bizim camia’nın elemanlarını yetersiz saydığınız söyleniyor bu doğru mu? Tam da öyle aslında, evet. Bu çok üst perdeden bir bakış gibi görünebilir, ama öyle değil. Ben, kendimi bir entelektüel saymıyorum. Fakat televizyon haberciliğiyle uğraşan bir adam olarak, soru sorduğumda, karşımda bu soruların cevabını verebilecek, insanlar görmüyorum maalesef. Biraz açıklar mısınız? Türkiyedeki İslamî entelektüel faaliyetlerin, 28 Şubatla birlikte daha da geri çekildiğini, teslim olduğunu ya da sapmaya uğradığını farkediyoruz. Bütün bunlar beni büyük bir karamsarlığa sevkediyor. İslamcıyım, yazarım diye ortaya çıkanla...
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : AHMET HAKAN COŞKUN ödevler ödev odev ödev sitesi odev sitesi ödev siteleri bedava ödev tez dönem ödevi öss fizik matemat
10/11/2008 · Kategori: Biyografi
Ödevin Özeti
AHMET HAMDI TANPINAR (1901-1962) Istanbulda dogdu. Istanbul Edebiyat Fakultesini bitirdikten sonra, cesitli okullarda ogretmenlik yapti. Guzel Sanatlar Akademisinde sanat ve estetik tarihi dersleri verdi. Edebiyat Fakultesi Turk Dili ve Edebiyati Bolumune profesor olarak atandi. Maras milletvekili olarak parlamentoya girdi. 1962de Istanbulda oldu. Siir Kitabi: Siirler (1961). ``Denebilir ki, Hasimin sairligi, dili zamana uyarak daha sadelesmis, Hasime ozgu aciligini yitirerek Tanpinarin hayatla barisik yaradilisina uymus olarak, Tanpinarin siirlerinde de devam etmistir. Hasimin son isiklarla bulutlarin cenk ettigi, ucustugu atesli aksam havalari, yaz geceleri, mercan dallari, golleri, bulbulleri, bahceleri, Istanbulun gurultusuz bir kosesinde eski bir yali gibi Tanpinara miras kalmistir. (Necati Cumali, 1961) ``Tanpinar, siirlerinin cogunda insan kaderinin derin meselelerini, kainat ile insan varligi arasindaki munasebeti, ask, olum ve sanat konularini isler. Ruya, hayallerde gizli manalar bulan Tanpinar, siirlerini umumiyetle kapali, fakat uzak yildizlarin isiklari gibi sembollerle ormustur. (Mehmet Kaplan, 1965) Tanpınar, ‘entelektüel moda’ mı? Türk entelektüel hayatının XX. yüzyılının son çeyreğine, ‘Ahmet Hamdi Tanpınar Dönemi’ demek yanlış olmaz,– hele, Tanpınar üzerine yazılmış 100 yazının, Abdullah Uçman ve Handan İnci tarafından Bir Gül Bu Karanlıklarda başlığıyla derlenen çalışmanın (Kitabevi Yayını, 2002) ‘Kitap Üzerine Birkaç Söz’ adını taşıyan giriş bölümünde belirtildiği gibi, ‘Tanpınar hayattayken onunla ve eserleriyle ilgili toplam 40 kadar yazıldığı halde, bu sayının 1970’ten sonra birdenbire artmaya başladığı (...), [ve] sadece 2000 yılı içinde bu rakamın 50’nin üzerine çıktığı’ gözönüne alınırsa!.. Sadece yazılar değil elbet! Tanpınar’a gösterilen ilginin bir ‘entelektüel moda’ya dönüşmesi, onun hakkında ne var ne yoksa toplanıp kitaplaştırılma sürecini kışkırtmış görünüyor. Şüphesiz, öğrencisi ve asistanı, aziz dostum Turan Alptekin’in Ahmet Hamdi Tanpınar. Bir Kültür, Bir İnsan adlı eserini (İletişim Yayınları, 2001) bunun dışında tutuyorum. Zira, Alptekin’in bu çalışmasının, daha 1975’te, ‘Ahmet Hamdi Tanpınar ve Edebiyatımıza Bakışlar’ başlığıyla yayımlanan monografisinin genişletilmiş biçimi olduğunu biliyoruz. ‘Derlenmemiş Yazılar, Anket ve Röportajlar’ın toplandığı ‘Mücevherlerin Sırrı’nın (YKY, 2002) ve özellikle de Edebiyat Dersleri’nin (YKY, 2002), alelacele yayımlanmasını bu entelektüel moda’nın etkisiyle mi açıklamalı? Doğrusu, bilemiyorum. Edebiyat Dersleri’ni, dostum Abdullah Uçman, 1951–1958 yılları arasında, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji bölümünde okuyan üç öğrencisinin (Gözde Halazaoğlu, Ali F.Karamanlıoğlu ve Mehmed Çavuşoğlu) tuttukları ders notlarından yararlanarak yayına hazırlamış. (Karamanlıoğlu ve Çavuşoğlu, daha sonraki yıllarda, aynı bölümde öğretim üyesi olmuşlardır.) Ama...
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : AHMET HAMDI TANPINAR (1901-1962) ödevler ödev odev ödev sitesi odev sitesi ödev siteleri bedava ödev tez dönem ödevi öss
10/11/2008 · Kategori: Biyografi
Ödevin Özeti
Ahmet Hamdi Tanpınar Ahmet Hamdi Tanpınar, 23 Haziran 1901 tarihinde İstanbulda doğdu.İstanbulda Ravaz-i Maarif İbtidaisinde, Sinop ve Siirt rüşdiyelerinde, Vefa, Kerkük ve Antalya sultanilerinde öğrenim gördü. Baytar mektebini bırakarak girdiği İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinden 1923 yılında mezun oldu. Erzurum, Konya ve Ankara liseleriyle, Gazi Eğitim Enstitüsü ve Güzel Sanatlar Akademisinde edebiyat öğretmenliği yaptı, aynı akademide estetik ve sanat tarihi dersleri verdi (1932 - 1939). 1939 yılında İstanbul Üniversitesine Yeni Türk Edebiyatı Profesörü olarak atandı. Maraş Milletvekili olarak 1942-1946 yıllarında Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulundu. Bir süre Milli Eğitim Müfettişliği yaptıktan ve Güzel Sanatlar Akademisinde eski görevinde çalıştıktan sonra 1949 yılında İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümüne yeniden döndü ve bu görevde iken 24 Ocak 1962 tarihinde İstanbulda öldü. Öykü Kitapları Abdullah Efendinin Rüyaları (1943), Yaz Yağmuru (1955), Hik(yeler (Kitaplaşmayan iki hikâyesiyle birlikte tüm öyküleri, 1983). HAKKINDA YAZILANLAR Hazır Reçete Yok ! Her şey bizden bir yeni terkip bekliyor Mahmut Çetin Türk aydını, Osmanlı devletinin Batı karşısında çözülmesiyle yeni bir kültür dünyasına açılır.Bu çaba Osmanlı devletinin yıkılması ve onun değer yargılarının tasfiyesiyle hızlanır.Aydınlarımız bu maksatla önce yerli olanla islami olanı ayırıp, yerli olana bağlanmayı dener.Ardından yerli olan kültür kaynağını iyice daraltıp folklordan hareketle teorik bütüne ulaşmayı düşünürler.Folklordan hareketle bir çok fikri üretim yapılmasına rağmen, bu arayış asıl amaç olan ‘yeni bir teorik zemin’i oluşturamaz.I.Tarih Kongresiyle ortaya yeni bir tez atılır.Tez şudur: “Bütün dünyaya şamil medeniyetin mebde ve menşei Orta Asya’dır.”(1) Erol Güngör esaslı bir eleştiriye tabi tuttuğu bu tezi şöyle özetler.Yeni teze göre Orta Asya medeniyetin beşiğidir.Türkler Orta Asya’da yaşarken bir kuraklıkla yurtlarından ayrılmışlar, dünyanın değişik yerlerine göç etmişler ve medeniyeti dünyaya yaymışlardır.Bu arada Anadolu, Mısır ve Mezopotamya’da yeni yeni medeniyetler kurmuşlardır.Etiler, Hititler ve Sümerler gibi.Türkler müslüman olunca yeni bir göç dalgasıyla yeniden Anadolu’ya ulaşmışlar, buradaki Eti , Hitit kültürleriyle yeniden kaynaşmışlardır.Anadolu 4 bin yıllık Türk yurdudur.Cumhuriyetle bu en eski Türk kültürlerine sahip çıkılmıştır.(2) Karahanlı-Selçuklu-Osmanlı zinciri Türk tarihinden bir sapma mı ? Teorinin buraya kadar olan kısmı, Anadolu üzerinde gözü olan Batı ülkelerine karşı sevimli bir çıkış olarak görülebilir.Ancak teoriyi üretenler hızını alamayıp asıl Türk tarihinin kaynağını Anadolu Medeniyetleri adı altında Eti-Hitit-Sümer zincirine bağlar ve Türk tarihinin Karahanlı-Selçuklu-Osmanlı zincirini asıl özden bir sapma olarak niteler.Bu nedenle Türklerin müslümanlaşmasından sonraki döneml...
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : AHMET HAMDİ TAN PINAR ödevler ödev odev ödev sitesi odev sitesi ödev siteleri bedava ödev tez dönem ödevi öss fizik mate