BİOGAZ ÜRETİMİNDE METHANOJEN (METHAN BAKTERİLERİNİN) YOĞUNLUĞUNU

Ödevin Özeti

Biyogaz Üretiminde Methanojen (methan bakterilerinin) Yoğunluğunun Etkisi

Sürekli beslemeli tam karışımlı tank reaktörü (CSTR) kinetik çalışmasından besi (subsrat) tüketim hızı ( dS/ dt)C,

( dS/ dt)C = -  X / YX/S (3, 7)

bu denklemde , methanojenlerin spesifik büyüme hızı (günlük), X methanojenlerin yoğunluğu, (litrede gram olarak kuru madde), ve YX/S methanojenlerin hücresel verimi (negatif).
Şekil (3,7) de görüldüğü gibi besi tüketim hızını artırmak için,  sabitken, methanojenlerin yoğunluğu daha yüksek seviyede tutulmalıdır.  monod denklemi (şekil 3,8) ile gösterildiği zaman amonyum inhibisyonundan etkilenir ve spesifik büyüme hızını kaybeder.
 = max/[ 1+ KS (NH4+ / KN ) VFA (3,8)
Bu denklemde max , max spesifik büyüme hızı (1/gün veya gün-1) , KS subsrat doyum sabiti (mg/litre ), KN serbest iyonize amonyumun inhibisyon katsayısı (mg/litre), NH4 serbest amonyumun iyonize eşit konsantrasyonu (mg/litre), VFA methanojenlerin subsratının konsantrasyonu ifade eder (methanojenlerin yediği besi maddesi).

max ve YX/S methanojen türlerine bağlı olduğu için, fermentörün çalışmasında bu değerler sabittir. Fermentördeki çevreyi kontrol edebildiğimiz zaman, (mis: pH, hammadde kompozisyonu ve fermente edilmiş sıvı gibi ) VFA  KS ve KN  NH4  =max değerini elde ederiz.

Yüksek performanslı methan reaktörünü sağlamak için, fermentördeki methanojenlerin hücresel yoğunluğuna odaklanmalıyız. Mühendislik açısından fermentördeki methanojen yoğunluğunu yüksek tutmak için yegane metot budur. (3,7 denkleminde görebildiğimiz gibi). Zhank ve Maekawa [24] , H2 ve CO2 gaz karışımını besi olarak kullanarak bu hipotezin lithotrophik methanojen fermentasyonunda mümkün olduğunu göstermiştir. Biyoreaktör mühendisliğinde yüksek yoğunluklu methanojen hücresini sağlamak için farklı yollarda vardır. Bunlar, UASB (mikrobik granüller) ve yüksek yoğunluklu hücreleri taşıyıcı olarak kullanan sabit ve akışkan yataklı reaktörlerdir.



Methan Fermentasyonunun Kinetik Analizi


Büyüme Formülünün Modellenmesi

Kinetik analiz için ideal bir kemostat (reaktör) olarak mükemmel (tam) karışımlı tank reaktörünü inceledik. Hill (26) ve pek çok araştırmacı , kinetik analizlerin kemostada (reaktöre) dayandığını göstermiştir. Kitamura ve Maekawa [27], yüksek yoğunluklu methanojen sahip akışkan yataklı ve sabit yataklı methan fermentörlri için bir kinetik analiz metodu açıklamışlardır. Bu fermentörler (3,27) resminde görüldüğü gibi methanojen yoğunluklarını reaktör ve reaktör çıkışı arasındaki fark olarak gösterirler. Methanojen hücrelerinin kütlesel dengesine dayanan temel denklem:
V (dX / dt ) =F0X0 + F1X1 – (F0 +F1 ) X2 + (dX / dt )G -KDXV, (3,9)

bu denklemde V, reaktörün çalışma hacmi (litre), X methanojen hücrelerinin yoğunluğu (mg/li...

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : BİOGAZ ÜRETİMİNDE METHANOJEN (METHAN BAKTERİLERİNİN) YOĞUNLUĞUNUN ETKİSİ ödevler ödev odev ödev sitesi odev sitesi ödev

BAKTERİLERİN PATOJENİTE KRİTERLERİ

Ödevin Özeti

BAKTERİLERİN PATOJENİTE KRİTERLERİ
A- BAKTERİLERİN TEMEL ÖZELLİKLERİ
Monera alemini oluşturan prokaryot canlıların en yaygın ve en çok bilinen grubu bakterilerdir. En çok organik atıkların bol bulunduğu yerlerde ve sularda yaşarlar. Bununla beraber –90°C buzullar içinde ve +80°C kaplıcalarda yaşayabilen bakteri türleri de vardır. Hava ile ve su damlacıkları ile çok uzak mesafelere taşınabilirler. Deneysel olarak ilk defa 17. yyda bakterileri gözleyebilen ve onların şekillerini açıklayan Antoni Van Lövenhuk olmuştur.(1)
B- BAKTERİ HÜCRELERİNİN YAPISI
B.1- ŞEKİL VE BOYUT
Bakteriler şekillerine göre kok, basil (çomak) ve spirakat olarak 3 temel gruba ayrılırlar (Şekil 1.a). bazı bakterilerin şekilleri değişken olup bunlara pleomorfik (çok şekilli) denir. Bakterinin şeklini katı hücre duvarı belirler.
Karakteristik şekillerine ek olarak bakterilerin diziliş biçimi de önemlidir. Örneğin bazı koklar çiftler (diplokok), bazıları zincirler (streptokok), diğerleri ise üzüm salkımı gibi kümelenmiş halde (stafilokok) görülür. (2)
Bakterilerin boyu yaklaşık 0,2 – 5 m arasında değişir. En küçük bakteri (Mycoplasma) aşağı yukarı en büyük viruslar (poksviruslar) kadar olup konakçı dışında yaşayabilen en küçük organizmadır. (2)

B.2- YAPI

B.3- HÜCRE DUVARI
Hücre duvarı bütün bakterilerde ortak olarak en dışta yer alan hücre yapı taşıdır. Çok katmanlı bir yapı olup, sitoplazmik zarın dışına yerleşmiştir. Bu zar peptdoglikandan oluşan bir iç katman ve kalınlığı ve kimyasal bileşimi bakteri tipine bağlı olarak değişen bir dış katmandan oluşur. Peptidoglikan çatıya destek verir ve hücrenin tipik şeklinin sürdürülmesini sağlar.
B.3.a) Gram (+) ve Gram (-) Bakterilerin Hücre Duvarları
peptidoglikan katman gram (-) bakterilere oranla çok daha kalındır. Bazı gram (+) bakterilerde, peptidoglikanın dışında bir teikoik asit katmanı da bulunurken, gram (-) bakterilerde bu katman bulunmaz. Bunun aksine, gram (-) organizmalar lipopolisakkarit, lipoprotein ve fosfolipidden oluşan karmaşık bir dış katmana sahiptir. Gram (-) bakterilerde dış zar katmanı ile stoplazmik zar arasında yer alan boşluğa periplazmik aralık denmekte olup, burası bazı türlerde penisilin ve diğer  - laktom ilaçları yıkan ve beta – laktamoz adı verilen enzimlerin bulunduğu yerdir.
Gram (-) organizmalarda hücre duvarı bir lipopolisakkarit olan endotoksin içerir.
B.3.b) Aside Dirençli Bakterilerin Hücre Duvarı
Mikobakteriler Mycobacterium tuberculosis) alışılmadık bir hücre duvarına sahip olup bu nedenle Gram boyası almaz. Bu bakterilere, karbolfüksinle boyandıktan sonra asit alkolle renk gidermeye direnmelerinden ötürü aside dirençli adı verilir. Bakterinin bu niteliği hücre duvarında mikolik asitler adı verilen lipidlerin yüksek derişimde bulunmasıyla ilişkilidir.
B.3.c) Peptidoglikan
Hücrenin tamamını kuşatan karmaşık ve içiçe girmiş bir ağ yapıd..

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : BAKTERİLERİN PATOJENİTE KRİTERLERİ ödevler ödev odev ödev sitesi odev sitesi ödev siteleri bedava ödev tez dönem ödevi ö

ATOM

Ödevin Özeti

EKOSİSTEM TANIMLAR: Ekoloji, bugün çok sayıda bilim dalının çekirdeğini oluşturmaktadır. Çevre şartları içinde tek bir canlının incelenmesine “otekoloji”, farklı canlı türlerinin oluşturduğu toplulukların incelenmesine “sinekoloji ” denmektedir. 1935 yılından itibaren, bir bölgede bulunan bütün canlılar ve bunların cansız çevrelerini ifade etmek için “Ekosistem” kelimesi kullanılmaya başlanmıştır. Çevre ve sistem kelimelerinin birleştirilmesiyle oluşturulan ekosistem kelimesinin açık bir ifadesi olarak yer küreden bahsetmek gerekir. Gerçekte yer küre en büyük bir ekosistemi oluşturmaktadır. Ekosistem içinde daha küçük boyutlu ekosistemlerde bulunmaktadır. Orman, dağ, ova, çayır, hububat, doğal hayvanların her biri ayrı ayrı ekosistemi oluşturmaktadır. Ekosistemi oluşturan öğeler, başlıca dört gurupta toplanır. 1-Cansız varlıklar. (inorganik ve organik maddeler) 2-Primer üreticiler. (yeşil bitkiler) 3-Tüketiciler (bitkisel ve hayvansal maddeleri yiyenler) 4-Ayrıştıcılar (bakteri ve mantarlar) Ekosistem içindeki doğal dengeye “ekosistem dengesi” denir. Doğal denge bozulduğunda, ekosistem dengesi bozulur ve ekolojik sorunlar ortaya çıkar. Mevcut ekosistemin bozulup ortadan kalkması ve daha sonra bozulan bu ekosistemin yerine yeni bir ekosistemin olması olayına sükseyon (yerine alma) denir. Yer küre içinde en fazla ekosistem dengesini bozan en etkili canlı, şüpesiz ki insandır. İnsan nüfusu ve faaliyetleri arttıkça ekosistem dengesi bozulmaktadır. İnsanlar dışında bitkiler veya hayvanlarda ekosistem dengesini bozabilirler. Tarım bölgesinde kuş türlerinin aşırı çoğalması, hububat üretimini olumsuz etkiler. Yine kuş türlerinin aşırı oranda azalması da, kuşlarla beslenen zararlı böceklerin çoğalmasına yol açar. Ancak, tüm bu gelişmelerde insanın katkısı çok büyüktür. Gerçekte insanın olmadığı doğal bir ortamda, ekosistem dengesi pek fazla bozulmaz. Hücrenin, organizmaların temel öğesi olmak gibi, ekosistemlerde doğal ortamın birimlerini oluşturur. Her ekosistem, biyosenoz adı verilen bir canlılar topluluğundan oluşur; bunlar, çevrenin ve bu çevrede hüküm süren koşulların nispi homojenliğiyle belirgin, biyotop adı verilen bir alanda yaşar. Bir biyosenoz içinde üç büyük kategori ../.. -2- söz konusudur. Önce besin zincirinin temelini oluşturan birincil üreticiler (klorofilli yeşil bitkiler); sonra birinci basamaktan (otçul hayvanlar), ve ikinci basamaktan tüketiciler (etçil hayvanlar),ve nihayet minareleştiriciler (bakteriler, mantarlar) Ekosistemin çalışması bir madde ve besin zincirleri (beslenme zincirleri de denir.) arasından, sürekli enerji akışıyla kendini belli eder. Ekosistemler bir çok düzeye göre ele alınabilir. Biyomlar büyük biyocografi bölgelere (tropikal orman, tudra, savan vb) tekabül eder. Bir alt düzeyde, ekosistemler manzaranın bir takım parsellerinin (bir buğday tarlası, bir ormanlık kesim vb) temsil...

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : ATOM ödevler ödev odev ödev sitesi odev sitesi ödev siteleri bedava ödev tez dönem ödevi öss fizik matematik planlar biy

ALGAL ÜRETİM

Ödevin Özeti

Algal Üretim 1. GİRİŞ Gerek doğal ortamda gerekse laboratuar koşullarında kültürü yapılan alglerin ekonomideki önemi büyüktür. Bu önem alglerin çok çeşitli alanlarda kullanılmasından ileri gelir. Algal üretim günümüzde ötrofikasyon kontrolü, atık su arıtımı, güneş enerjisinin biomasa dönüştürülmesinde en etkili ve en ekonomik yoldur. Mikroalgler fazla CO2 i uzaklaştırarak ortamın pH sını ayarlarlar ve ortamdaki fazla nutrientin uzaklaştırılmasıyla su kalitesinin kontrolüne yardımcı olurlar. Ayrıca bazı kimyasal maddelerin üretiminde ve enerji eldesinde (metan gazı) de kullanılırlar. Mikroalgler son derece zengin karbonhidrat, protein ve özellikle yağ asidi içeriğine sahiptirler. Besin değeri yüksek olan algler sucul kommuniteler için makronutrient, vitamin ve iz elementlerin en önemli kaynağıdırlar. Aynı zamanda balık ve diğer su canlılarında renklenmenin gelişmesinde gerekli temel pigmentleri sağlarlar. Deniz ve tatlı sulardaki su ürünlerinin aşırı miktarda avlanması ve çevre kirliliği sorunlarının artışı ile deniz ve iç suların kirlenmesi buralarda yaşayan organizmaların azalmasına neden olmuştur. Bu nedenle yetiştiricilik çalışmaları hız kazanmıştır. Yetiştiricilik yapılan tesislerde larva beslenmesinde alg kültür üniteleri sistemin kaçınılmaz ve en önemli basamağıdır. Bu ünitelerdeki başarı kurulan zincirin diğer halkalarına yansır. Alglerle besleme bivalı molluskların bütün gelişim safhaları ve bazı balık türlerinin çok erken gelişim safhaları için gereklidir. Ayrıca balık ve crustaceanların larval ve erken Juvenil safhaları için besin olarak kullanılan rotifer, artemia, kopepod gibi protein kaynağı olarak kullanılmaktadır. İnsanlar tarafından tüketilen çok sayıda Cyanophyte türü mevcuttur. 2. KÜLTÜRÜ YAPILACAK MİKROALGLERDE BULUNMASI GEREKEN ÖZELLİKLER Kültür amaçlı çalışmalarda kullanılacak alglerde bazı özelliklerin olması gerekir. Kültürü yapılacak türler hem en yüksek miktarda hücre sayısına ulaşılmalı, hem de üretim ekonomik olmalıdır. Bu açıdan kültürü yapılacak alg türlerinde şu özellikler olmalıdır: 1. Hızlı büyüme özelliği göstermeli. 2. Besleyici değeri ve protein içeriği yüksek olmalı, özellikle proteinlerin sindirilebilme oranı yüksek olmalıdır. 3. Ortam koşullarındaki değişimlere dayanıklı ve toleranslı olmalı, aynı zamanda toksik olmamalıdır. 4. Kültür koşullarında üretimi sorun çıkarmamalıdır. Elbette kültürü yapılan bir türde bu özelliklerin hepsinin toplanması hemen hemen olanaksızdır. Ayrıca bazı türler doğal koşullarda çok hızlı ürediği halde kültür koşullarında üretilemezler. Bunlar yabani türler olarak adlandırılır. Hem ekonomik hem de çalışmanın başarıya ulaşması yönünden alg kültüründe uygun türün seçimi son derece önemlidir (Gökpınar ve Cirik, 1993). Bugün intensiv sistemlerde saf strainler olarak kültürü yapılan 40 tan fazla farklı mikroalg türü dünyanın farklı bölgelerinden izole edilmiştir. Günümüzde kültürü y...

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : ALGAL ÜRETİM algal uretim ödevler ödev odev ödev sitesi odev sitesi ödev siteleri bedava ödev tez dönem ödevi öss fizik

BİOLOJİ VİRÜSLER

Ödevin Özeti

VİRÜSLER Çok küçük mikroorganizmalardır. Uzun süre bilim adamlarının dikkatini çekmemiştir. Meydana getirdiği hastalıklar hep bakterilerden bilinmiştir. Elektron mikroskobunun bulunmasıyla ancak virüslerin farkına varılmıştır. İlk olarak tütün bitkisinin yapraklarında hastalık meydana getiren virüs bulunmuştur. Daha önce tütnlerde bu hastalığın bakteriler tarafından meydana getirildiği sanılıyordu, fakat incelemelerin hiç birisinde bakteriye rastlanmıyordu. Hasta tütün yapraklarından elde edilen özütün elektron mikroskobuyla incelenmesinden sonra hastalığın bakteri dışında yeni bir mikroorganizma tarafından meydana getirildiği görüldü. Bu mikroorganizmalarda daha önce hiç rastlanılmayan ve bilinmeyen bir yapı ortaya çıktı. Normal hücre yapısına bemzemeyen virüslerde sadece dış tarafında bir protein kılıf ve içerisinde nükleik asit vardı. Bunların dışında stoplazma, organel gibi yapılar bulunmuyordu. Bu yapıda onların zorunlu parazit yaşamalarını gerektiriyordu. Evet, bir virüsün yapısı sadece dışta bir protein kılıf ve içerisinde nükleik asitten meydana gelir. Herhangi bir organeli ve enzimleri olmadığı için normal bir hücre gigi yaşamlarını sürdürebilmeleri olanaksızdır. Yaşamsal faliyet (üreme gibi) gösterebilmek için mutlaka canlı bir hücreye girmeleri gerekir. Hücre dışında ise kristal halde bulunurlar. Bu yüzden bilim adamları tarafından cansızlık ile canlılık arasında geçiş formu olarak kabul edilirler. Virüsler küre, çubuk ve elips şeklinde olabilirler. Bulundurdukları nükleik asit tek çeşittir. Yani ya sadece DNA yada sadece RNA bulundururlar. Aynı zamanda çok ta spesifiktirler. Sadece belirli hücrelere girerler. Bir kuduz virüsü sadece beyin hücrelerine, uçuk virüsü sadece ağız civarındaki epitel doku hücrelerine bir bakteriyofaj sadece belirli bakteri türlerine, AIDS virüsü sadece kandaki akyuvar hücrelerine gibi. Virüs hücreye tutunduğunda ilk önce hücrenin zarını eritir. Dha sonra bu delikten içeriye kendi nükleik asitini akıtır. Hücreye giren virüs nükleik asiti derhal yönetimi ele geçirerek hücreyi kendi hesabına çalıştırmaya başlar. İlk önce kendi nükleik asitlerinin kopyalarını arkasından da protein kılıflarını sentezlettirir. Daha sonra bunları birleştirerek yüzlerce virüs oluşmasını sağlar. Hücre içerisindeki virüsler hücreyi patlatarak dışarı çıkar ve yeni hücrelere saldırırlar. Yapılarından dolayı ve hücre içerisinde bulunduklarından antibiyotik türü ilaçlardan etkilenmezler. BAKTERİLER GENEL ÖZELLİKLERİ Monera alemini oluşturan prokaryot canlıların en yaygın ve en çok bilinen grubu bakterilerdir. O kadar yaygındır ki bugün dünyamızda bakterinin bulunmadığı yer yoktur diyebiliriz. En çok organik atıkların bol bulunduğu yerlerde ve sularda yaşarlar. Bununla beraber, -90 0C buzullar içinde ve +80 0C kaplıcalarda yaşayabilen bakteri türleri de vardır. Hava ile ve su damlacıkları ile çok uzak mesafelere taşınabilirler. Deneysel o...

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : biyoloji virusler BİOLOJİ VİRÜSLER ödevler ödev odev ödev sitesi odev sitesi ödev siteleri bedava ödev tez dönem ödevi ö